Hz. Musanin Hayati

Çok eskiden bir ülke, o ülkenin de kötümü kötü gaddar mı gaddar, zalim mi zalim bir yöneticisi vardır. O ülkede doğan bütün erkek bebekler öldürülüyor, kız bebekleri sağ bırakılıyormuş. Niçin mi böyle yapıyormuş? Çünkü hakkı yani doğruyu bilmiyormuş. Haktan ve doğrudan uzaklaşan herkesin düştüğü çukura düşmüş.
Bir gün Musa adında küçük bir bebek dünyaya gelmiş… fakat annesi ve babası küçük Musa’nın doğumuna sevinememişler. Çünkü zalim yöneticinin onu öldüreceğini biliyorlarmış. Caddelerde sokaklarda zalim yöneticinin askerleri hiç eksik olmuyormuş. Her bebek sesi gelen eve baskın yapıp, bebek erkekse alıp öldürmeye götürüyorlarmış, doğar doğmaz kendi eliyle bebeğini teslim etmeyen ebebeyinlere de ceza veriyorlarmış. Şimdi küçük Musa’nın anne ve babasının niçin sevinmeyip üzüldüğünü anladınız mı?
O sırada küçük Musa'nın annesine Allah dan vahiy gelmiş:
“Onu emzir. Başına geleceklerden korktuğun zaman onu suya bırak, korkma üzülme şüphesiz biz onu sana döndürecek ve peygamber yapacağız.” (kasas 7. ayet)
Böylece küçük  Musa büyümüş büyüdükçe çok tatlı bir bebek olmuş. Bir gün zalim yöneticinin askerleri küçük Musa’nın sesini duymuşlar:
-          Bu evden bebek sesi geliyor, kapıyı kırıp içeri girelim diye bağırıyorlarmış.
Küçük Musa’nın annesi bebeğini bir sandığa koyup evlerinin önündeki nehre bırakmış.
Nehirde bir sandık gören zalim yönetici, firavun adamlarına sandığı getirmelerini emretmiş. Sandığın içinden çıkan küçük Musa taş kalpli firavunun bile sevgisini kazanmış. Eşinin “benimde seninde gözün aydın olsun. Onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur. Veya onu evlat ediniriz.”(kasas 9.ayet) teklifini reddedememiş  
Musa'nın (annesi) kız kardeşine dedi ki: “onu izle” oda kimse fark etmeden onu uzaktan gözetledi.(kasas 11. ayet)
Küçük Musa acıkıp ağlayınca firavun ona süt annesi aratır. Fakat küçük Musa Allah’ın izniyle hiçbir süt anneyi kabul etmez. Uzakta bu olanları izleyen Musa'nın ablası: size onun bakımını sizin adınıza üzerine alabilecek ve ona güzelce bakıp yetiştirecek bir aileyi göstereyim mi? Demiş.(kasas 12.ayet)
Böylece küçük Musa sarayda firavunun gözetiminde öz annesinin bakımı ve himayesi altında çocukluk günlerini geçirmiş.
Günler geçmiş küçük Musa büyümüş…. Çevresinde ki insanlara iğlik yapmayı alışkanlık haline getiren Musa’ya Allah’ü Teala  ilim ve hikmet vermiş. Yani doğruyla yanlışı ayırt etme yeteneğine sahip olmuş Hz. Musa
Biliyor musunuz sevgili çocuklar; aslında yüce Allah iğliği huy edinen bütün kullarına bu armağanı verir…
Bir gün Musa peygamber cadde de gezinirken kavga eden iki adam görmüş, hemen onları ayırmak istemiş. Fakat kavga edenlerden birisi hiç kavgayı bırakmak niyetinde değilmiş; ha bire karşısındakini yumrukluyormuş. Musa peygamber de ona engel olmak için bir yumruk atmış. Kötülüğü engellemek isteyen bir yumruk maalesef o kişinin ölümüne sebep olmuş.
Musa peygamber:
-Büyük Allah’ım ben çok kötü bir olaya sebep oldum ne olur beni affet. Bundan böyle suçlulara yardım etmeyeceğim. Demiş.
Bir gün sonra üzgün bir şekilde yolda gezinirken birde ne görsün, dün kavga eden adam bu günde bir başkasıyla kavga ediyor. Adam Musa (a.s) görünce:
-          Bana yardım et diye bağırmış Musa (a.s):
-          Gerçekten sen çok azgınmışsın, diyerek diğer adamı koruyunca…
-          Ey Musa dün birini öldürdün bu günde benimi öldüreceksin? Demiş.
Musa (a.s)’ı seven bir başka kişi koşarak gelmiş ve:
-          Dün başına gelenleri herkes duydu, devlet büyükleri seni tutuklayacaklar derhal buradan uzaklaş. Demiş.
Musa (a.s) bunun üzerine bir başka şehre gitmiş. Orada iki kız görmüş. Kızlar sürülerini sulamak için sıra bekliyorlarmış. Diğer sürü sahipleri erkek olduğu için koyunlarını en son sulatan onlarmış. Musa (a.s) kızların durumunu öğrenince onların sürüsünü sulatmış. Akşam olduğunda gidecek hiçbir yeri olmayan Musa (a.s) Allah’a dua etmiş.
-Rabbim doğrusu bana indireceğim hayıra muhtacım. Zira burada ne bir evim, ne bir işim, nede tanıdığım var. O sırada sürüsünü suladığı kızlardan biri yanına gelmiş:
- babam size ücretinizi vermek için yanına çağırıyor. Demiş.
            Musa (a.s) kızların babasına gidince başından geçenleri anlatmış. Oda yanında çalışmasını sürülerini sulamasını istemiş. Ve Musa (a.s) da kabul etmiş. Böylece Musa (a.s) gittiği şehirde bir kalacak yer ve iş bulmuş…Değerli arkadaşlar geçen haftadan hatırlayacağınız gibi Hz. Musa (a.s) sokakta gezinirken iki adamın kavga ettiğini görünce ayırmak istemiş ancak birinin ölümüne sebep olmuştu. Bu olaya çok üzülmüş, Allah’tan kendisini bağışlamasını dilemişti. Zaten yüce Allah istemeden yaptıklarımızdan bizi sorumlu tutmaz. Fakat Musa (a.s)’ın yaşadığı ülke hak ile yönetilmediğinden dolayı ; Musa (a.s) haksız bir ceza almamak için orayı terk etmişti. Medyen’e yerleşen Musa (a.s) orada yıllarca yaşamış, evlenmiş ve ailesiyle beraber memleketine dönerken uzaktan bir ateş görmüş ; ateşin yanına gittiğinde;  ağacın arkasında bir ses gelmiş:
-                           şüphesiz ki ben Allah’ım, benden başka tanrı yoktur. Öyleyse yalnız bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.
(sevgili çocuklar Yüce Allah peygamberlerine vahiy gönderir; aracısız vahy etme örneği yalnızca Musa (a.s) da görüyoruz.)
-                           seni Peygamber olarak seçtim ve mucizeler veriyorum o zalim yönetici Firavun’a git ve Müslüman olarak yaşamasını söyle, şayet kabul etmezse israiloğullarını seninle beraber göndermesini iste demiş.
Musa (a.s), omuzlarına yüklenen bu ağır görevi hakkını vererek başarabilmek için Allah’a dua ederek Firavun’un yanına gitmiş. Allah’ın gönderdiği bir peygamber olduğunu söyleyince Firavun çevresindekilere: “sizin benden başka Rabbiniz yoktur.” Demiş. Musa (a.s) elindeki sopayı atmış ve o sopa kocaman bir yılan oluvermiş,bir başka mucize olarak Musa (a.s) elini koynuna sokmuş ve çıkardığında eli çevresindekilere parlak görünmüş. Bütün bun mucizeleri gören Firavun:
-Şüphesi sen bir sihirbazsın, bende sihirbazlarımı çağıracağım demiş.
Meydanın oldukça kalabalık olduğu bir bayram sabahı Musa (a.s) ve firavun’un sihirbazları karşılaşmışlar. Önce sihirbazlar gösteri yapmışlar. Sıra Musa (a.s) gelince asasını yere atmış ve asası bir yılana dönüşmüş, ortadaki gösteri gereçlerini birer birer yutmuş. Elini koynundan çıkarınca bakanlara bir nur parçası gibi görünmüş. Sihirbazlık ilmini iyi bilen sihirbazlar Musa (a.s)’ın yaptıklarının bir sihirbazlık gösterisi olmadığını bunun ancak Allah’tan gelen bir mucize olduğunu anlayınca; hemen hepsi secdeye kapanıp ”biz Musa’nın Rabbine iman ettik” demişler. Bütün bunları gören zalim, gaddar firavun öfkeye kapılıp:
-                           Yemin ediyorum sizin kollarınızı ve bacaklarınızı çaprazlama keseceğim demiş. Sihirbazlar ise:
-                           Bugüne dek baskıyla Allah’ın hoşuna gitmeyen boş ve anlamsız sihirbazlık gösterisiyle günümüzü geçirdik. Umudumuz rabbimizin bizi bağışlamasıdır. Senin hükmün yalnız bu dünyadadır, gerçek hüküm sahibi yüce Allah’tır demişler.
Firavun korkuya kapılmıştı. Eğer sihirbazlar gibi diğer insanlarda Musa’nın peygamber olduğuna ve bir olan Allah’a iman ederlerse ; sözün özü Yalnız Allah’a itaat ederlerse kendisine itaat etmeyecekler ve tahtından olacaktı. Derhal askerlerini yanına topladı. O gece Musa (a.s) ve ona inananları öldürtecekti. Böylece tahtını sallantıdan kurtaracaktı. Her şeyi çok güzel planlamış ve hesaplamıştı. Ancak bir olan Allah’ın her an herkesi görüp duyduğunu, kafirlerin hilesinin müminlere zarar vermeyeceğinin yüce Allah’ın değişmez kanunu olduğunu hiç hesaba katmamıştı. O güne dek halkını kendine kul köle yapabilmesi, halkın Müslüman olarak yaşamamsından kaynaklanıyordu. Zira Allah müminleri korur.
Musa (a.s)’a firavun’un tuzağı vahy edilince kendisine iman edenlerle beraber kaçtı. Fakat firavun ve askerleri arkalarından takip ediyorlardı. Birde ne görsünler. Önleri deniz, karşıya geçmeleri mümkün değil Firavun ve askerleri gittikçe yaklaşıyorlar. Yüce Allah Musa (a.s)’ı asasını denize dokundurmasınız söyledi. Musa (a.s) Allah’ın dediğini yapınca denizin suyu dağ gibi iki tarafa yükselip, ortası kupkuru bir yol oluverdi. Bunun Allah’ın kendisine verdiği dokuz mucizeden biri olduğunu anlayıp, yüce yaratanına şükrederek iman edenlerle birlikte karşı tarafa geçti. Ama firavun ve askerleri o kadar yaklaşmışlardı ki aynı mucize yolda takip ediyorlardı. Musa (a.s) ve iman edenlerin hepsi karşıya geçtiklerinde, firavun ve askerlerinin hepsi mucize yoldalardı. Ve Allah’ın izniyle mucize yol tekrar eski haline geldi. Firavun ve askerleri büyük bir feryat ve figan içinde can verdiler.Musa (a.s) Allah’ın kendisine lütfettiği mucizelerle firavuna gidip peygamberliğini ilan etti. Firavun inanmadığı gibi inananları ve Hz. Musa’yı öldürme teşebbüsünde bulundu. Yüce Allah müminleri koruyup firavun ve askerlerini suda boğdu.
            Firavun ölüm anında:
-                           Musa’nın rabbine inandım deyip secdeye kapandı.
Allah Teala tövbeleri çokça kabul eder, affı boldur. Ancak ölüm anında yapılan tövbelere ve imana hiç önem vermez. Çünkü imtihan süresi bitmiştir. Bu Allah’ın yer yüzünde uyguladığı değişmez, sapma göstermez kanunlarından biridir. Ancak yüce Allah Kıyamete kadar bütün insanlara ibret olsun diye firavunun cesedini koruyacağını Allah K.Kerimde bize bildirmiştir. Bu gün Londra da ki şehir müzesinde, firavun’un secdeye kapanmış pozisyonundaki cesedi bulunmaktadır.
Musa (a.s)’a  ve ona iman edenlere yepyeni bir hayat başlar. Allah’ın izniyle Firavun ve onun zulmünden kurtulmuşlardır.
Yüce Allah Hz. Musa’ya Tevrat'ı levhalar halinde vermek için tur dağına çağırmıştır.
            Hz. Musa kavmini kardeşi Harun’a emanet edip, Allah’ın davetine icabet etmiştir. Fakat döndüğünde birde ne görsün!; Samiri adında birisi insanların firavundan kaçarken yanlarına aldıkları Altınların hepsini eritip, “altında bir buzağı” yapmış. Heykelin içine bir delik açmış, ve o deliğin içinden hava sıkışarak geçince böğürme sesine benzer bir ses çıkıyormuş. Samiri:
-                           İşte bu Musa’nın Rabbi, bizim ilahımız demiş. Altından böğüren bir buzağı herkesin hoşuna gitmiş ve Samiri'ye itaat etmişler.
 Bu kötü olayı dağda yüce Allan’dan haber alan Musa (a.s), üzgün ve öfkeli bir şekilde kavmine dönmüş. Firavunun zulmü altında inleyen, büyük bir mucizeye şahit olup yarılmış denizden geçen, firavun ve askerlerin aynı yarılmış denizden geçemediklerini, öldüklerini gören bu insanlar nasıl olurda bir buzağı heykeline tapabilirler. Nasıl bu kadar küçülebilirler.
Hz. Musa çok öfkelenip buzağı heykelini ateşte eritip denize atar. Ve Musa (a.s):
-                           Ey kavmim yeryüzünün, gökyüzünün ve ikisinin arasındaki her şeyin yaratıcısı bir olan Allah’tır. Sizi firavun’un zulmünden kurtaran Allah’a asla ortak koşmayın aksi halde kaybedenlerden olursunuz. Dedi.
Musa (a.s)’ın kavminde Karun adında çok ama çok zengin bir kişi yaşarmış. O kadar zenginmiş ki hazinelerinin anahtarını güçlü bir topluluk zor taşırmış. Halktan cahil kişiler ona imrenir, dalkavukluk edip onu şımartırlarmış. Olgun iyi kişiler: “Allah’ın sana ihsanda bulunduğu mallarla sende fakirlere ihsanda bulun” Dediklerinde Karun büyük bir kibirle bu ancak bende olan bilgiden dolayı bana verilmiştir, diyerek debdebe içinde halkın karşısına çıkarmış.
Bir gün yüce Allah Karun’u ve sarayını yerin dibine geçirmiş de Karun kendisine yardım edecek kimseyi bulamamış.
Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler: “Demek ki Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletip bir ölçüye göre veriyor. Eğer Allah bize lütfetmemiş olsaydı bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay demek ki  kâfirler asla felah bulmazlar demeye başlamışlar. (kasas / 82)
Hz. Musa (a.s)’ın kavmi kudret elması ve bıldırcın eti ile besleniyorlarmış. Yaşadıkları bölge çöl olduğu için toprağı işleyemezlermiş. Bir gün Hz. Musa’ya gelerek:
-                           Her gün aynı yiyecekleri yemekten bıktık. Eskiden soğan, sarımsak, sebze, mercimek yerdik, biz onları özledik demişler. Hz. Musa:
-                           Siz bayağı olan şeyle hayırlı olan şeyi değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyleyse şu şehre girin orada istedikleriniz var demiş.
-                           Ey Musa orada zorlu bir millet var sen ve Rabbin gidin savaşın, eğer onları oradan çıkartırsanız o şehre gireriz demişler.
Hz. Musa üzgün ve bitkin bir şekilde:
-                           Rabbim, ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum, Artık bizimle bu yoldan çıkmış milletin arasını ayır demiş.
Arkadaşlar Allah, tövbe edip Salih amel işleyenleri bağışlar. Ancak Allah’a ve peygamberlerine iman etmeyenleri kendi haline bırakır.

web hosting is very important in online business. Make a good decision and choose ipage for your company, and you will realize how easy is to have a website.
Telif Hakkı © 2014 . Tüm Hakları Saklıdır.
T.C Diyanet Vakfi, Bergencamii Web Sayfasi.
Joomla Template designed by Joomla Host